Merhaba sevgili
karelidefter okurları...
İşte size
uzuuuun, upuzun bir “son” yazısı. (ilk kez gelenler için tatsız bir başlangıç olduğunun farkındayım ama ne yapalım... insan her zaman istediği yerden başlayamıyor.)
Aranızdan
üzülecekler olacaktır ama uzun bir
süredir direnmeme rağmen kararımı verdim ve ne yazık ki artık yazmayacağım.
(evet, artık yazmayı bırakıyorum, hiçbir şekilde, hiçbir teklifle de yazmaya
yeniden başlamayacağım. Aynı zamanda meraklılarına da buradan tekrar
söylüyorum, karelidefter bloğunu ne içerik ne de isim olarak hiç kimseye
satmıyorum, sitenin sayfalarına da ne google’dan ne de özel şirketlerden ilan
koymuyorum, lütfen bu konu için başvuruda bulunmayın)
Böylelikle bu
yazı, karelidefter bloğunun son yazısı olacak... (gönül isterdi ki ortam ve
şartlar uygun olsun, her şey yerli yerinde dursun... ama olmayınca olmuyor,
zorlamanın da pek fazla bir anlamı yok. Yalnız burayı hiç okumamış olanlar bunu okuyup da hemen çıkıp gitmesin, yeni yazı yazmıyorum ama karelidefter'de çok ama çok çok çok yazı var!)
Ama, peki, neden?
diye soracak olursanız buyurun okumaya başlayın size açıklayayım. Biraz uzun
bir yazı olacak ama beni devamlı okuyanlardansanız zaten uzun yazılarıma da
alışıksınızdır ;)
[yaklaşık 10
yıldır, hileye hurdaya, küfüre hakarete bulaşmadan, okuduğundan gördüğünden,
bilip öğrendiğinden başkalarının da haberi olsun diye internette yazıp çizen,
aklını fikrini paylaşan, kimi zaman “yılın en sevilen 100 bloğu”ndan biri bile
olabilen karelidefter yazarının son gönderisinin bu kadar uzun olmasını umarım anlayışla
karşılarsınız.]
Bugüne kadar bir
sürü konuda sadece burada 1500'e yakın yazı yazmışım.
[Aaaa niye
yazmıyorsun biz ne okuyacağız diyenlere bloğun eski yazılarını okumayı tavsiye
ediyorum, çünkü hiç kimsenin bu bloğun tamamını okuduğunu sanmıyorum. (ayrıca
ilk yazdığım günden beri büyük bir özellikle dikkat ettiğim şeylerden biri de
bu yazıların eskimeyen yazılar olarak her zaman okunabilecek şeyler
olmasıdır... o yüzden bu blogda futbol tartışmaları, güncel olaylar hakkında
siyasi kimlikler üzerine, kurumlar, partiler, seçimler vs. gibi zaman içinde
hiçbir etkisi kalmayacak gazete konularını her zaman dışarıda bırakmaya
çalıştım. Belki bir belki iki - üç yazı bunun dışında kalabilir ki onları da
yazmamın çok özel sebepleri olmasaydı yine yazmazdım... eh, 1500’e yakın
yazıdan da iki - üç tane böyle konu oluversin. Sanırım, bu bloğun “her zaman okunacak
yazılar” içerdiği konusunu bundan sonra burayı ziyaret edenlere bırakmak en doğru
hareket olacaktır... )]
Neyse, mevzuya
döneyim;
Kendi hayatımdan,
görüşlerimden, fikirlerimden, izlediklerim, okuduklarım ve dinlediklerimden çok
daha fazlasını bloğuma aktarmaya, insanlara kendi hayatları yanında devam eden
diğer insanların hayatlarında, başka ülkelerde, dünyada, geçmişte (ve belki de
gelecekte) olup biten (ya da olacak) neler var diye göstermeye çalıştım.
[Yaşadığım
şehirde, ülkede ve dünyada geçmişte olan biten, yazılan, filmi yapılan konular,
konuşulan şeyler, tarihteki olaylar, insanların davranışları ve bu davranışları
etkileyen her türlü etkiyi içeren ilginç bulduğum ne varsa not alıp bunları
aktarmaya, küçük de olsa başka konulara, başka dünyalara açılan pencerelerden
gördüklerimi, ileride olacak bilimsel ve teknolojik gelişmeleri değerlendirip
aktarmaya çalıştım.]
Tabii ki kendi
fikirlerim, görüşlerim, beğeni ve düşüncelerim de bu konulara dahil oldu. Kimi
zaman aklıma bir şey geldi onu yazdım, onu yazarken araştırma yaptığımda bir
şey dikkatimi çekti ilginç buldum onu yazdım kimi zaman da bir film izledim
veya bir müzik albümü keşfedip onu
paylaştım... böyle böyle derken psikolojiden teknolojiye, edebiyattan
biyolojiye, siyasetten tarihe, müzikten sinemaya kadar pek çok konuda 10 yıla
yakın bir süredir hem burada hem de farklı yerlerde bir sürü konu üzerine
yazdım durdum.
Ülkemizdeki
ekonomik durum her ülkede olduğu gibi bizde de günlük yaşantı biçimimizi
etkiliyor. Günlük yaşantı biçimimiz de düşünce yapımızı ve davranışlarımızı
etkiliyor... (sonra bu etkilenen düşünce yapımızla tekrar teknolojik ve
kültürel üretimimizi belirleyip ekonomik yapımızı değiştirerek günlük
yaşantımızı biçimlendiriyoruz, birinin diğerini etkilediği birbirine bağlı
sabit ve yavaş gelişen kısır bir döngü...)
Şu anda bu kısır
döngüyü aşmanın yollarını, neyin doğru neyin yanlış olacağını tartışacak yer ve
zaman değil, herkes her şeyi biliyor. Özgür iradenin, konuşma özgürlüğünün,
kişisel hakların, hukuk ve adaletin birçok engel yüzünden olması gerektiği gibi
olmadığı şu günlerde her yazdığım şeyi kendi kendime denetleyip kendi kendime
otosansür uygulamaktan çok sıkıldım.
Böyle bir ortamda
bilgi kültür ve düşünce aktarımı boşuna çabalamaktan başka bir şey değil.
Amacım, sadece
okuduğum bir kitabı değerlendirip içinde ilginç bulduğum bir konuyu yazmaktan
ibaret olmamalı diye düşünüyorum, o konuyla ilgili fikirlerimi de açıklamak,
kendi düşündüklerimi ve doğru bulduklarımı yazıp okuyanlara kendimce
aklımdakileri iletmek de buna dahil olmalı ki zihnimden akanları hızlı bir
şekilde hiç ölçüp tartmadan yazayım, yazdığım yazı kendiliğinden akıp gitsin
istiyorum ama ne yazık ki ortam ve zaman buna uygun değil...
Ben ne
düşünüyorsam onu söyleyen biriyim, hayatımda hiçbir şeyi düşünüp taşınıp
planladıktan sonra konuştuğumu bilmem, bugüne kadar karakolda ifade verirken de
öyle yaptım, mahkemeye çıktığımda da... Yazdığım yazılarda da, arkadaşlarımla
konuşurken de...
Ama şimdi yazmayı
düşündüğüm her şeyi düşünüp tartmak zorunda kalıyorum, kendi kendime otosansür
uygularsam, düşündüklerimi işin içine katmazsam, fikrimi belirtmezsem,
yazdıklarımın benim için bir anlamı kalmıyor.
Durum böyle
olunca da izlediğim film, beğendiğim bir klip dışında bir şeyler yazmanın
ötesine geçmek zor oluyor, dahası yazdığın şeyi iyice kontrol edip iki üç kez tekrar
tekrar okumak zorunda kalıyorsun... Buna da ne vaktim, ne de dayanacak gücüm
var.
Hiçbir şeye ya da
bir yere bağlı veya bağımlı değilim, hiçbir yerle bir bağlantım yok. Hiçbir
gruba, örgüte, partiye üye değilim, sade dümdüz bir vatandaşım... ve bu memleketin
ekmeğini yemiş suyunu içmiş bir insan olarak üzerime düşen görevleri fazlasıyla
yerine getirdiğimi düşünüyorum.
Bundan sonra bu
ülkede ne burada ne de başka bir gazete veya dergide ya da blogda, sitede
yazmayacağım.
Hepimizin
hayatları çok zor; işe ya da okula git gel, ulaşımda sabah iki saat akşam iki
saat zaman kaybet, çoluk çocukla, evle ve diğer işlerle uğraş dur... İmkânlar
sınırlı, zaman sınırlı ve hep kendinden gidiyor. Fakat böyle söylüyorum diye
yanlış anlaşılmasın, bahsettiğim şey parayla ilgili değil, parayı sevmediğim
gibi bir de üzerine nefret de ediyorum. (günümüz
dünyasında anlaşılması zor bir şey ama ne yazık ki böyle...)
Sorun sadece
yazmayla da ilgili değil, işin içine okumayı da katıyorum. Bu da size belki
anlamsız gelecek ama artık öyle bir yere geldim ki bana her şey anlamsız
geliyor. Kendimi bildim bileli okuyorum, on değil yüz değil binlerce kitap
okudum ve artık okuyacağım son kitapların listelerini yapıp tamamlamaya
çalışıyorum, sonuçta her şeyin bir sınırı ve sonu var.
Bu kitapları da
okuduktan sonra olağanüstü bir şey olmazsa kitap okumayı da bırakacağım.
Kitaplar bana büyük bir empati özelliği, ölçülemez boyutlarda bir geniş görüş
ve bilgi dağarcığı kazandırdı ama hiç kitap okumayan sabit fikirli zevksiz
anlayışsız dar kalıplı insanlara her şeyi tekrar tekrar anlatıp onlara bütün
dünyanın kabul ettiği gerçekleri bile tekrar tekrar ispat etmek zorunda
kalmanın dışında maddi manevi bir şey de kazandırmadı.
İlkel çağlarda
herkesin tarlada çalıştığı bir köyde bilim adamı ya da sanatçı, edebiyatçı
olmanın hiçbir anlamı yok. Olacaksanız ya büyücü, ya kâhin ya da ruhani
liderleri olmalısınız bunların üçü de bana göre değil.
Alavere dalavere
konularını beceremem, becerebilsem bile vicdanım elvermez. Bugün bu
fikirdeysem, yarın başkası başka fikri daha fazla destekliyor diye o fikirden
yanaymışım gibi görünemem.
Sevdiğim şeyler
ortada, düşündüklerim belli, olması gerekenlerin oluşturmasını beklediğim ortam
hiçbir zaman oluşmadı ve asla oluşmayacak, en küçük bir gelişme ya da ilerleme
görmüyorum. İnsanların gelişme diye gördükleri şey ise sadece başkalarının
tükettiği nesnelerin zamana paralel olarak teknolojik üretim ve pazarlama
gelişmişliğinden başka bir şey değil.
O ürünlerin
üretildiği teknoloji için gelişmiş bir kültürel altyapıya ve eğitime ihtiyaç
duyulan ortam burada asla oluşamayacağı için akıl fikir düşünce bilim teknik
edebiyat ve sanatta her zaman tüketen olmanın ötesine geçilemeyecek... ki bunu
bile başkalarının fikrine ve beğenisine göre oluşan modaya ayak uydurmaya çalışarak
yapıyorlar... seviyesizlik, görgüsüzlük, cahillik ve saygısızlık had safhaya
ulaşmış durumdayken bu kültürün ve ortamın eksiklerini tamamlayan bir parçası
olmam mümkün değil.
Yıllar evvel
gerçekliğini ve amacını kaybeden basını takip etmeyi bıraktım, yıllar evvel
aynı nedenlerden dolayı televizyon izlemeye de son verdim. Yine aynı
nedenlerden ötürü uyduruk filmleri, reklamla şişirilmiş isimlerden ibaret
müzikle hiçbir alakası olmayan sadece televizyonda ve internette dönen
klipleriyle saçma sapan şeyler yapıp bunun müzik olduğunu iddia edenleri
dinlemeyi de bıraktım.
Abuk sabuk,
özenti ve yanlış bir dille yazanları da okumuyorum, çok satmaları benim için
hiçbir şey ifade etmiyor. Bunları gösterebilmek için iyi ve kötüleri bıkmadan
yazdım. Ama hepsi bir yere kadar...
Belli bir süre sonra bahsettiğiniz şey farklı da olsa anlattığınız şeyler aynı
oluyor, en azından bu sıkıcılıktan kurtulmayı düşünüyorum.
Sayıları milyonla
ifade edilen üniversite öğrencileri, okumuş etmiş, görmüş geçirmiş eğitimli
öğretmen, yazar, ressam, çizer, bilimadamı var ama 80 milyonluk ülkede
bildiğini, düşündüğünü, alıp tüketip zihninin çarklarında öğüttüğünü yazıp
çizen, bunu internette paylaşan insanların sayısı ne yazık ki çok ama çok çok
az... ve ben tüm bu eksiği tek başıma tamamlama görevini üstleniyormuşum gibi
bir sorumluluk alamam.
Çok uzun bir yazı
yazıp gereksiz ayrıntılarla vaktinizi çaldıysam kusuruma bakmayın, son yazımda
biraz hoşgörü göstereceğinizi ümit etmem sanırım büyük bir beklenti olmaz.
Bundan sonra listemdeki kitaplara, seyretmek için sıraya koyduğum filmlere
dizilere daha fazla vakit ayırmak istiyorum.
Buraya abone olan
sağdaki sütunun en üstünde sıralanan 200 kişinin hepsinden ayrı ayrı özür
diliyorum, onların yeri başka, ama elimden de fazla bir şey gelmiyor... 80
milyon insan içinden bu 200 özel kişinin
yazdıklarımı takip etmek üzere buraya abone olması benim için büyük bir onur,
kendilerine ayrıca teşekkür ediyorum.
Aynı paylaşım
ortamında birlikte olmaya devam etmeyi isteyenleri facebookta arkadaş olmaya da
beklerim :) ama kareli defterin kapağını bu yazıyla kapatıyorum.
Reklamlarını
sayfalarıma koymadığım için arama sonuçlarında beni altlara atan google'a her
şeye rağmen böyle bir imkân sağladığı için yine de teşekkür ederim.
Kendilerinden önce benzer servisleri kullanırken çok büyük zorluklarla
karşılaşıyorduk, interneti kullanıp bir şeyler yapmaya çalışanlara büyük katkı
sağladılar, bunu inkâr etmek mümkün değil, ama artık ben yokum...
Bugüne kadar
yorumlarıyla, mailleriyle, bu gibi durumları yaşadığım bir iki seferde
yazdıklarıyla destek olan bütün okuyuculara canı gönülden sevgi ve saygılarımı
iletiyorum, hepiniz de iyi ki varsınız, iyi ki yazmışım, iyi ki okumuşsunuz...
Kusurumuz olduysa affola.